Demoiselle's profileMy TourniquetPhotosBlogListsMore Tools Help

Demoiselle

Occupation
Location
I am a reaL ^^AngeL^^ in this WorLd...
Lists

My Tourniquet

—¤÷(`[¤*вℓα¢к gσ∂∂єѕѕ... тнє gσ∂∂єѕѕ σf яσ¢к... ωєℓ¢σмє тσ му ¢αѕтℓє...*¤]´)÷¤—
WELCOME my dearest visitors!
Web Counterahanda 19.08.06-22.18 itibariyle 10.000 ziyretçi sayısına ulaşmş bulunmaktayım:) banner by Black Goddess

Image Hosted by ImageShack.us

PartiPartiParti Doğumgünü pastasıDoğumgünü pastasıDoğumgünü pastasıDoğumgünü pastasıDoğumgünü pastası PartiPartiParti

Ekran görüntüsü 05.11.2007 - 19:58

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
hulyawrote:
harika spaces olmus ellerinize saglık
http://www.gungorenbilgisayar.com/
July 21
September 11

Goodies it's Robbie's!

 
Aman Tanrımmm!!! Beklediğimize değdi sanırım! Robbie Williams'ın Kasım'da piyasaya çıkacak 8inci stüdyo albümü Reality Killed The Video Star'ın çıkış parçası, yani Robbie'nin 2007 Mart'taki She's Madonna single'ından sonraki de ilk single'ı Bodies gün itibariyle MTV Türkiye'de de prömiyerini yapmış durumda! Woo-hoo! diyoruz. Tebrik ediyoruz. Şarkı kesinlikle süper, müzikalite tavan yapmış, Robbie eski günlere dönüşünün sinyallerini bağırta çağırta vermekte. Uzunca zamandır kaliteli müzik kıtlığının yaşandığı müzik piyasasında oldukça ilgi göreceği ve tüm listelerde ilk sırayı epeyce zorlayacağı aşikar. Klibe de gelince... Elbette onun için de söyleyeceklerim var. Klip çok başarılı, her ne kadar ilk bakışta klasik bir Robbie klibi gibi görünse de bu klibin biraz daha farklı ve iddialı olduğunu söyleyebiliriz. Robbie'nin hiperaktif enerjisini, kibirini, ekrandan taşan özgüvenini, Robbie'nin güzel bayanlara olan düşkünlüğünün de hafifçe altını çizerek yansıtan güzel bir çalışma olmuş. Ben çok seveceğinize ve beğeneceğinize eminim. Henüz dinleyememiş olanlar içinse torrent linkini paylaşıyorum. İndirin-paylaşın-hayrını görün ve bana da hayır duaları edin:D
 

 Robbie Williams-new single-Bodies ------ >>>>> Robbie Williams yeni single-Bodies-2009-Torrent linki

BODIES

God gave me the sunshine
Then showed me my lifeline
I was told it was all mine
Then I got laid on a leyline
What a day, What a day...
And your Jesus really died for me
Then Jesus really tried for me

U.K. in entropy
I feel like it's fucking me
Wanna feed off the energy
Love livin' like a deity
One a day, One day
And your Jesus really died for me
I guess Jesus really tried for me

NAKARAT: Bodies in the bodhi tree
Bodies making chemistry
Bodies are my family
Bodies in the way of me
Bodies in the cemetery
And that's the way it's gonna be

All we've ever wanted
Is to look good naked
Hope that someone can take it
God save me rejection
From my reflection
I want perfection

Praying for the rapture
Cause it's strange and gettin stranger
And everything's contagious
It's a modern middle ages
All day, every day
And if Jesus really died for me
Then Jesus really tried for me

September 04

Samsung şaşırma, sabrımı taşırma!

 
MediaMarkt'tan henüz Mayıs ayında aldığım dizüstü bilgisayarım bugün itibariyle, 2nci kez ve şuan 15 gündür servis incelemesi altında. Bugün aradılar, şaka gibi! Sorun bulamamışlar bilgisayarımda! Ekrandaki arızayı tarif ediyorum, teknik servis görevlisi eleman bana 'bu normal' diyo... Nası ya? 'Sizce bu normal bişi mi?' dedim çat beni teknik servis baş sorumlusuna bağladılar. Adamın bana cevabı daha da ilginç... Bozulana kadar kullanın demek istiyo üstü kapalı. Nesi varmış, niye rahatsız olmuşum ben bu kadar? Neden olacak, ekran düzgün kapanmıyo da ondan! Bana batıyo yani var mı? Aksi gibi haftasonu girdi araya... Bekle beni Samsung pazartesi arıycam gayet de düzgün kapananını alıcam! Şimdi işim gücüm yok ya diğer Samsung bilgisayarları arayıp bulup böle bişi yapıolar mı bakmam lazım. Ucuz bişi olsa, netbook olsa nese ne dicem. Hani 7 saat pil ömrü var en azından. Ama bu koca 3 kiloluk, tamam abarttım 2.7 kiloluk notebook. Max. 3 saat pil ömrü var. Taşıması da zor bir bayan olaraktan. O kadar para dök, böle kapansın var mı böyle bi salaklık, böyle bir olay??? Allah aşkına böyle bişeyi gören, duyan, yaşayan varsa bi yazsın ben mi salağım da bunu büyütüyorum yoksa Samsung beni salak yerine mi koymaya çalışıyo???

Image Hosted by ImageShack.us


May 19

A mı desem B mi desem C mi desem?

 
Özdebir'in düzenlediği lise son sınıf öğrencilerine yönelik ÖSS denemesinin Sözel 1 bölümünden alıntı bir soru:
 
Aladağ'ın adrında uzun bir koyak var. Koyak alabildiğine ormanlık. İçinden yüzlerce pınar kaynıyor. Pınarlardan su yerine aydınlık fışkırıyor, oluklardan su yerine ışık şakırdıyor. Çok eski zamanlardan bu yana burası Türkmen'in, Yörük'ün, Aydın yörüğünün yaylağı. Çukurova ne zamandır bu insanların kışlağıysa, Aladağ'ın koyağı da onların yaylağıdır. Yörükleri bu kışlıktan da bu yaylaktan da ayıramazsın; ölürler. Bir kayanın doruğunda bitmiş bir ot nasıl köklerini sert çinke taşlarına sarmışsa, Aladağ yörüğü de öyledir.
 
Bu bir koyak mı, yoksa yaylak mı? Koyak ne demek, yaylak ne demek? Pınarlarlardan su yerine hem aydınlık fışkırması hem de ışık şakıması nasıl oluyor? Bu paragrafta kaç defa anlatım bozukluğu yapılmıştır? Bu kadar anlatım bozukluğundan sonra insanın beyninin sulanmaması mümkün müdür?
 
Gerçekten de başlı başına bir ÖSS sorusu... Ben anlayamadım, anlayan beri gelsin.
February 16

I hate this part

 
The world slows down
But my heart beats fast right now
I know this is the part
Where the end starts
 
a month makes a huge difference.
 

Kırık kalp

February 09

Dead End


Anladım, sen çok büyüksün sana göre değilim
Bir boy eksik, bir beden küçük ben sana göre değilim
Benim aklım kıt, deliyim, anlayamam
Benim aklım zor, sorsan cevaplayamam...
 
Sevdin mi benim gibi
Deli gibi çıkarsız sevildin mi?
Kader mi bu ayrılık
Benim suçum gibi suçlandım

Sana inandım ama yalandın
İyi bilirsin ben ağlarken
Sen gidiyordun sebebi yokken
Şimdi tapılacak sarılacak başka bir aşk yok

Korkumdan ağladım sabahladım
gelmedim üstüne
Şimdi mahvettiğin günlerin
Acısını taşıyorum
Kendime acıyorum 
Böyle kötü kader istemiyorum...
 
Cuz I'm broken when I'm lonesome. I don't feel right when you're gone away...
 
YOU'RE GONE AWAY,
YOU DON'T FEEL ME... ANYMORE
January 17

Real-eyes'd

Kırmızı kalp
 
January 11

Chuck Bassmania

Gossip Girl - S01E17 - Woman on the Verge
 
Nate: She's right, Serena, none of us are saints.
Blair: (referring to Chuck) Yeah, I had sex with him in the back of a limo.
Chuck: Several times.
Nate: (referring to Serena) And I had sex with you at a wedding when I was her (Blair's) date. (to Chuck) Once. (everyone looks at Chuck)
Chuck: I'm Chuck Bass.
December 19

Pride & Happiness

 
ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOK mutluyum ya!!! Hiç olmadığım kadar mutluyum şu an. Hiçbişey umrumda değil!!! BEN ÇOOOOOOOOOOOOOK MUTLUYUMMMMM VE GURURLUYUM!!!
November 30

Sevgi dolu söylemler

 
Nerden geldiyse Seal dinlerken geldi aklıma yakın geçmişte söylediğim bir söz:
 
Böyle bir heyecan doluyum, sanki bir sevgilim var henüz tanışmadığım, aşık olacakmış gibi hissediyorum...
 
October 27

MR macerası

Evet efenim, en sonunda aylardır kaçıp da kurtulamadığım MR cihazıyla tanıştım bugün. ilk ve son görüşmemiz olur umarım bu kendisiyle... Her ne kadar Nikola Tesla dehasına saygım sonsuz olsa ben MR cihazınden hiç hoşlanmadım. üzerine yapılacak yorumlarım şok olsa da size ekşisözlük linkini veriyorum özellikle ilk sayfadaki tüm yorumlara noktasına kadar katıldığımı belirtmek isterim, zira düşüncelerim tecrübeyle sabittir. Ayrıca damardan verdikleri ilaçlar (bana 2 ilaç verildi) yüzünden sağ kolum çok fena ağrımakta, uzun uzadıya tecrübemi yazacak halim de yok açıkcası; yani biraz mazur görün bu el tembelliğimi.
 
 
Bakalım sonucu ne çıkacak, bekleyip görücez.
August 01

Kara Şövalye

Hakkındaki inceleme yazımı yarın burada okuyabilirsiniz.
June 02

Meşgul Mayıs ve olgun düşünceler

Doğduğum ay diye söylemiyorum ama Mayıs ayı en sevdiğim aylardan birisidir, özellikle bu yıl Mayıs ayı hem benim hem ülkemiz için o kadar hareketli ve dolu geçti ki nerdeyse 3 aya bedeldi yani… 1 Mayıs gerginliği, daha doğrusu rezaletiyle başlayan Mayıs güzel bitti neyse ki… Galatasaray’ımın şampiyonluğunu kutladık Mayıs’ta, Formula 1 geldi geçti, Eurovision heyecanı yaşadık, Kylie Minogue konser verdi, Lost’un 4üncü sezonunun finalini izledik, üniversitelerde finaller öncesi stres atmak amaçlı bahar şenlikleri düzenlendi, dünyada 2 büyük doğal afet oldu, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Türkiye’de 5 gün geçirdi, sıcaklar bastırdı ve sonra yine mevsim normallerine döndük, ülke gündemi iyice karıştı; telekulak bombaları patladı, K. Irak’a hava harekatı yapıldı, dünyada petrol fiyatları rekor üstüne rekor kırdı; kısacası gündem siyasi, askeri, ekonomik, sportif ve kültürel açıdan oldukça yoğun ve bir o kadar da karışıktı. Benim kişisel gündemime gelecek olursak; o da ülke ve dünya gündeminin yoğunluğuna paralel bir yoğunluktaydı. Çok önemli bir gelişme olmasa da yine de bu ay nasıl geçti anlayamadım. Hatta doğumgünüm bile arada kaynadı gitti gibi bir şey oldu bu sene. Çünkü rutin doktor kontrollerim vardı, önce biraz endişelendik sonra bekleme moduna geçtik. Yılın yarısını da bir sonraki kontrolleri bekleyerek geçiricem bu yüzden. Bu yılın ilk yarısını da hastanelerde biraz sıklıkla hastanelerde geçirmiş olmaktan mıdır nedir, bu sene doğumgünümde daha önce hiç düşünmediğim bir şeyi düşündüm; evet o gün içimden ‘bugün benim doğumgünüm!’ diye haykırmak geçtiyse de bunun sebebi kesinlikle şımarıklık değildi, haykırmak istiyordum çünkü yaşıyordum, bir yaşımı daha geride bırakmıştım ve nefes alabiliyordum hala. Evet, gerçekten de bunu düşündüm bu yılki doğumgünümde. İlk defa bu kadar içten şükrettim belki de yaşadığıma. Sanırım duygusal bir dönemimdeyim bu aralar, bilemiyorum. Her şey daha bir dokunuyor bana, ama bir o kadar da umursamıyorum, ilginç. Artık hayatımdaki duruluğa da alıştım hem, o yüzden çöktü de belki bir olgunluk bana. Gerçi kimse bana böyle olduğumu söylemese de benim hissettiğim bu. Belki de ameliyatım ruhumu da değiştirdi fiziksel görüntümle beraber. Ama yine de o kadar memnunum ki, çok iyi geldi bana yaşadığım acılar bile.

Annemi de çok mutlu ettim bu sene anneler gününde, ama babam sağolsun öne geçmeyi başardı, benden 11 gün sonra da annemin doğumgünü ve ben onda da annemi mutlu ettim ama babam sağolsun yine öne geçmeyi başardı; e tabi kendisi evimizin kasası, pardon direği demek istemiştim:)) Konu buraya gelmişken, Mayıs ayı aslında başta babam olmak üzere ailemiz için tam bir de göçüş ayı çünkü önce anneler günü, sonra benim doğumgünüm geliyor, benimkinden sonra da annemin doğumgünü var Mayıs ayı içinde ardarda. Yani biraz da bu yüzden doğumgünlerim heo ortada kalıyor benim ama 3 yıl sonra yine annemi hem anneler gününde hem de doğumgününde çok mutlu ettiğim için ben daha da çok mutlu oldum:))

Mayıs’ta ayrıca okula da nerdeyse eksiksiz devam ederek kendi rekorumu geliştirdim, özellikle Mayıs’ın son 3 haftasında 3 saatlik ders aralarında bile boş durmayarak bu alanda da kendime hayret ettim. Uzun zamandır ertelediğim planlarımı gerçekleştirdim, saçlarımı tekrar boyattım, biraz daha sarardım, epeydir üşendiğim için sürmediğim ojelerimle barıştım, süslendim; gezdim, dolaştım, çalıştım, alışveriş yaptım, Lost izledim, çokça Seal dinledim, Britney Spears’ın yeni klip çektiği Break the Ice şarkısıyla bol bol koptum odamda:))

Bir Mayıs ayı daha böyle geçti, yoğun günler ve olgun düşüncelerle beraber…  

April 29

Josh Holloway 'üçüncü dünya ülkesine' düşünce...

 

Geçen haftaların en flaş magazin haberlerindendi kuşkusuz, tüm dünyada izlenme rekorları kıran ve milyonlarca takipçisi bulunan televizyon tarihinin en ‘sırlarla’ dolu dizisi ‘Lost’un oyuncularından John Holloway’in -dizideki takma adıyla Sawyer- Türkiye’ye Algida’nın en az Josh Holloway kadar meşhur ve ana markanın ötesinde  markalaşmış dondurması Magnum’un reklam çekimi için gelecek olması… Bendeniz de bu flaş gelişmeden haberdar olur olmaz ağzı sulananlardanım elbet ama yapacağım eleştirilerimin ‘eleştirilere tahammülsüzlük’ olarak da adlandırılmasını istemem; çünkü buzdağının görünen yüzü başka, görünmeyen yüzü başka… İşte bundandır bunca zaman sonra beni bir hırsla konu hakkında yazmaya iten sebep.

 

Öncelikle pek takip etmemiş olabilenler için konuyu kısaca özetlemek lazım. Algida daha önce de Magnum’un reklam çekimlerinde ünlü hanımefendilerle çalışmıştı ve Elizabeth Hurley’li Magnum reklam filmi de Türkiye’de çekilmişti. Magnum’un en son reklam yüzü de NBA’in yetenekli ve başarılı basketbolcularından Tony Parker’la evliliği ses getiren, yıldızı rol aldığı ‘Desperate Housewives’ dizisiyle parlayan Eva Longoria’ydı. Dünyaca ünlü yıldızlarla Magnum kombinasyonu alışılmadık bir durum değildi elbet, fakat firma ilk kez dünyaca ünlü bir erkeğe reklam filminde yer verecekti ve bu özel durum da Türkiye’de gerçekleşecekti. Buraya kadarki detaylardan daha da ilgi çekicisi ve sansasyonel olanı bu özel erkeğin dünyanın en seksi 50 erkeği listesinden gün geçtikçe üst sıralara yükselen ‘Lost’ dizisinin gamzeli ve sarkastik karakteri Sawyer’ı canlandıran Josh Holloway olmasıydı. Haberin duyulduğu gün Josh Holloway daha sonra Türkiye’ye gelecekmiş gibi bir izlenim yaratıldı kamuoyunda fakat gerçek sonradan anlaşıldı ki Josh Holloway’in Türkiye programı çoktan kesinleşmiş; Cuma akşamı Beyaz Show’a konuk olacakmış hatta. Benim de sabırsızlıkla geçmesini beklediğim iki günün ardından en nihayetinde Cuma günü geliyor ben hala ‘acaba şaka mı yoksa gerçek mi’ şüpheleri içerisindeyken Beyaz Show başlıyor ve Beyaz’ın heyecanından bunun bir şaka olmadığı anlaşılıyordu. Nitekim seyirci kitlesi de o akşam bayan ağırlıklı. Kamera ne zaman stüdyodaki seyircilere odaklansa keskin bir zıtlık çarpıyordu gözüme. Oldukça yüzüne bakılası Josh Holloway’i görmeye gelen ‘genç?’ kızların hepsi de bir o kadar ‘yüzüne bakılmayası’ derecede abartılı makyajlı, pula payete bulanmış, program öncesi de bir solaryum seansıyla hazırlıkları tamamlanmış. Eleştirilmesi muhtemel noktalardan biri olması gerekirken bu detayın gözden kaçması benim de gözümden kaçmıyor hani, neyse…

 

Programın Josh Holloway dışındaki iki konuğu da bayandı. Biri balet Tan Sağtürk’le nişanlı olan oyuncu Bergüzar Korel, diğeri de cool rockstarımız Şebnem Ferah. Beyaz’ın program boyunca heyecanı konuklarına da yansımasına rağmen Şebnem Ferah tüm programı aldı götürdü diyebiliriz ki gerçekten de o soğukkanlı duruşuyla ben de kendisini oldukça takdir ettim.

Gelelim ana olaya; Josh Holloway reklam çekimi sonrası dinlenmeden katıldığı show boyunca kamera karşısında olduğu her saniye gerçekten de olağanüstü sempatik ve pozitif enerji doluydu. Beyaz’ın ona verdiği hediyeler de, sorduğu sorular da gayet güzeldi. İkili arasındaki tatlı çekişme de bir Beyazıt Öztürk klasiğiydi fakat gelgelelim ne zaman Beyaz Show bitti, Josh Holloway reklam çekimini tamamlayıp ülkesine döndü, başladı bizim ülkemizde ‘köşelerden’ tüm olan bitene atışlar…

 

Örneğin kendisini zeki sandığım Cengiz Semerci oğlu ‘köşesinden’ atmış da tutmuş: ‘üçüncü dünya görgüsüzlüğüymüş bu bizdeki, basın toplantısında hanım gazeteciler nerdeyse yatma teklif edeceklermiş, Allah’tan Josh Holloway evli olduğunu hatırlatmış, sanki kimler izliyormuş bu diziyi, internetten korsan çeken üniversiteli gençler…’

Aman Tanrııım!!!’ diyesi geliyor insanın değil mi? Asıl Cengiz Semercioğlu’nun bu yazdıkları üçüncü dünya görgüsüzlüğünden öteye geçemez. Yazdığı her cümle bir grubu aşağılar nitelikte. Bu kadar belden aşağı ve seviyesiz eleştiriler ne zamandan beri ‘görgülülük, kültürlülük’ oldu anlamak mümkün değil. Öncelikle internetten korsan çeken üniversiteli gençler olayı oldukça saçma; Cengiz Semercioğlu Türkiye’nin sosyo-ekonomik durumuna bakmaksızın sallamış. Lost dizisi Amerika’da bizdeki CNBC-e kanalı karşılığı bir kanal olan ABC televizyonu tarafından yayınlanıyor. Bizim ülkemizde ise Digitürk’ten. Kaç kişi evine alıcı çanak taktırabiliyor? Ücretini geçtim hepimiz apartmanlarda yaşıyoruz. Her daire balkonuna bir alıcı çanak taktırsa sonuç ne olur? Herkesin ulaşabileceği bir kanalda yayınlansa dizi, tabii ki kimse korsanla uğraşmaz. Hem eş zamanlı bir yayın da söz konusu olmadığı için dizinin bir bölümü Amerika’da yayınlandıktan sadece yarım saat sonra internete düşüyor ve biz de eş zamanlı diziyi izlemiş oluyoruz, e ne var bunda? Paris Hilton için de böyle söyleseydiniz bari: ‘Paris Hilton’ı kim tanıyor ki, pornosunu internetten korsan çeken üniversiteli gençler…’

 

Ayrıca Josh Holloway’in evli olduğunu hatırlatmasına da gerek yok ki, Beyaz Show’da o karısından bahsetmeden önce Beyaz onun evli olduğunu zaten herkese hatırlattı. Adam evli olduğunu mu saklasın? Ayrıca karısına fazlasıyla âşıksa bunda ne var? Issız bir adaya düşse yanına alacağı üç şey sorulduğunda Josh Holloway de şöyle mi cevap vermeliydi acaba: ‘bira, kitap, bayan hayranlarım…’ Nasılsa adam ağzıyla kuş tutsa da yaranamaz size…

 

Bunun dışında bir iki köşe yazarı (Bekir Hazar dâhil) Josh Holloway’in tek bir diziyle meşhur olduğundan bahsetmiş, yani ‘abartılacak ne varmış?’ Peki, şunu sorayım; Bergüzar Korel’i kim tanıyordu Binbir Gece dizisinden önce? Binbir Gece’de oynayan diğer tüm oyuncuları hepiniz bir yerlerden tanırsınız eminim ama ya Bergüzar Korel? O zaman Bergüzar Korel’i de bundan sonra çekmesin hiçbir magazin kamerası, show’lara da konuk etmeyin, ‘abartılacak ne var ki bu kadında?’

 

Bergüzar Korel’e değinmişken onun o akşam ‘arkadaşları için’ Josh Holloway’in elini tutması da eleştirildi. İşte bu noktada haklı eleştiriler. Sonuçta bunun kameralar önünde ‘göstere göstere’ yapması bir seviyesizlik örneğiydi, bu da onun tecrübesizliği işte; herkes Şebnem Ferah gibi olamıyor maalesef. Yalnız burada şu karşılaştırmayı da yapmak lazım; Bergüzar Korel  arkadaşları için Josh Holloway’in elini tutunca kıyamet kopuyor da, orda bile bulunmayan ‘Lost’un Kate’i Evangeline Lily için Beyaz’ın Josh’a ısrarlı takılmalarına neden kimse ‘takılmıyor?’ Bergüzar Korel nişanlı olduğu için tü kaka mı, yoksa Beyaz’dır ne yapsa yeridir mi? Yoksa hepsinden de öte bir negatif ayrımcılık mı var derinlerde?

 

İşte bu son soru zihnimi epey meşgul etti durdu; çünkü evet, belki hala modernleşme yolunca evrimini tamamlayamamış ama çok da çabalayan bir ülkeyiz ama artık cinsler arası kadınlara karşı pozitif ayrımcılığı biraz da olsa öğrenmiş olmamız gerekmiyor muydu?

 

Cengiz Semercioğlu’nun eleştirileri işte bu yüzden beni oldukça etkiledi. Bir kadının bir erkeğe, bu erkek ünlü bile olsa nerdeyse yatma teklifi edeceğinin eleştirisinin bir köşeye taşınması ve kadın cinsinin aşağılayıcı cümlelerle yerden yere vurulması tam bir rezalet. Kadınlar her zaman ahlaksızlar ne de olsa, yasak elmayı da Âdem’e Havva yedirdi, cennetten atılmamıza Havva sebep oldu, bayan gazeteciler de bu yüzden ahlaksız. Bergüzar Korel de bu yüzden terbiyesiz; nişanlısı var ama elin adamının elini tutmak için ne hamle yaptı. Beyaz ise programına çıkardığı her mankene ‘yazabilir’, kendini öptürebilir, ne de olsa o bir erkek, eh hem yaşı da kemale eriyor yavaş yavaş, artık çıkalım kerevetine hani…

 

Tüm bu sebeplerden ötürü Josh Holloway olayı benim gözlemlerimi besleyen, düşüncelerimi tetikleyen önemli bir olay oldu. Herkesin anlaması gerekiyor ki bazen söylenenler ya da yazılanlar ifade etmelerini istediğimizden daha fazlasını ifade ederler birçok zaman. Bu olayda da ben yine kadınların ne kadar da çok yüzeysele indirgendiğini ve aciz görüldüğünü büyük bir üzüntüyle fark ettim. Ama ne yazık ki eleştiren de eleştirilen de bunu benim gördüğüm gibi göremiyor genellikle ve böyle seviyesiz yazılar yazılmaya, kadınlar inceden inceye aşağılanmaya devam ediliyor.

Artık bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu sizce de?

 

Dip not: Kendini ‘Megastar’ sanan Tarkan da Beyaz Show’a çıksın görelim. Josh Holloway’i yerin dibine de soksanız adamın Tarkan’ın hayran kitlesinden 10x katı daha fazla hayranı var dünya çapında. Baksanıza ‘Türkiye gibi üçüncü dünya ülkelerinde’ bile tanınıyor. Kim Megastar oluyor bu denkleme göre peki? Aman banane, alın da Türk malı Tarkan’ınızı başınıza çalın, müstahaktır size!

February 14

Incomplete

 
Ben kelimelerimle aşk yaşayan bi insanım.
February 09

on Air

"Gave my heart to a careless person
gave mine to a careless person..."

A little late for all the things you didn't say
I'm not sad for you
But I'm sad for all the time I had to waste
'Cause I learned the truth
Your heart is in a place I no longer wanna be
I knew there come a day
I'd set you free
'Cause I'm sick and tired
of always being sick and tired

Your love isn't fair
You live in a world where you didn't listen
And you didn't care
So I'm floating
Floating on air

No warning of such a sad song
Of broken hearts
My dreams of fairy tales and fantasies, oh
Were torn apart
I lost my peace of mind
Somewhere along the way
I knew there'd come a time
You'd hear me say
I am sick and tired
of always being sick and tired

Lyrics from Anastacia's Sick and Tired

January 17

Control

 
I need to feel you
You need to feel me
I can’t control you
You’re not the one for me, no

December 27

Keşke

Yüzümde gördüğün; sahte ve kozmetik bir kırmızılık değil de
Toz kadar beyaz ve masumane, bir doğallık olsaydı...
 
December 08

GündeLik Lit'sel incilerimiz

 
Konu: Beowulf'un beyazperde uyarlaması
 
Tek cümleyle filmin özeti: Senden çocuğum olsun'un iğrenç versiyonu; Gir içime, tohumunu bırak! (filmi izleyenler anlamışlardır:)))
 
Bizim Beowulf-Grendel'in anası (Angelina Jolie) diyalogları uyarlamalarımız
 
A.J: Beowulf are you Gollum?
Beowulf: No I am korum!
 
A.J: Beowulf are you Frodo?
Beowulf: No I am pezo!
 
A.J: Beowulf are you lord of the rings?
Beowulf: No I am lord of the dicks!
 
Önemli not: Angelina Jolie'nin repliklerinde Grendel'in azgın anası tonlamaları kullanılması tavsiye edilir.
 
December 07

Falling Down

Once was a man who consumed his place and time
He thought nothing could touch him
But here and now it's a different storyline
Like the straw he is clutching

Why has the sky turned grey
Hard to my face and cold on my shoulder
And why has my life gone astray
Scarred by disgrace, I know that its over

Because I'm falling down
With people standing round
But before I hit the ground
Is there time
Could I find someone out there to help me?

Howl at the wind rushing past my lonely head
Caught inside its own motion
How I wish it was somebody else instead

Howling at all this corrosion

Why did the luck run dry
Laugh in my face, so pleased to desert me
Why do the cruel barbs fly?
Now when disgrace can no longer hurt me

Because I'm falling down
With people standing round
But before I hit the ground
Is there time
Could I find someone out there to help me?

Because I'm falling down
With people standing round
But before I hit the ground
Is there time
Could I find someone out there to help me?
I don't know. Why
 
Lyrics from Duran Duran's new single from the new album ''Red Capet Massacre''
 
December 02

20.000'e doru...

 
20.000 ziyaretçi sayısına ulaşmama çok az bşy kalmş durumda. Tüm tanıdığm we tanımadğm ziyaretçilerime desteklerinden ötürü sonsuz teşekkürler!
 
November 01

Sessiz haykırış

 
Lanet edilesiceydin sen belki de, ama ben sana rahmet yağdırmaya devam ettim...
 
October 28

Yakamoz

 

Cuma günü Almanya'nın başkenti Berlin'deki Dış İlişkiler Enstitüsü'nün düzenlediği Dünyanın En Güzel Sözcüğü yarışmasında güzel Türkçemizin Yakamoz sözcüğü 60 ülkeden yaklaşık 2500 kelimeyi geride bırakarak, 3 jüri üyesi tarafından orjinalliği, anlamı ve kültürel önemi açısından Dünyanın En Güzel Sözcüğü unvanına layık görülmüş. Yarışmada ikinciliği, horlamak anlamına gelen Çince “Hu lu” kelimesi kazanırken, üçüncülüğü de Afrika’daki Luganda dilinde “düzensiz” anlamına gelen “Volongoto” sözcüğü elde etmiş. Açıkçası benim de, dilimizin en güzel sözcükleri arasında favorim olan Yakamoz'un internetin özgür ansiklopedisi Vikipedi'deki makalesi bile pek bi güzel... Sizlerle de paylaşıyorum:
 
Ayışığının suya yansıması (mehtap) ile karıştırılan yakamoz, uyarıldığında ışık saçan tek hücreli bir deniz canlısıdır. Denizin ateş böceği olarak da düşünülebilir çünkü iki canlının biyolojik olarak ışık saçması (Biyoluminesans) onları özel kılar. Boyut olarak küçük olan bu canlının birçoklarının bir araya gelip, ışık saçmasına da yakamoz denir. Yakamozun gözlemlenebilmesi için diğer ışık kaynaklarının (Güneş, Ay ve Şehir ışıkları) yakamoz ışıklarını bastırmaması gerekir. Yakamoz oluştuğunda denizde uzun floresan lambalar yanıyormuş gibi gözükür.
 
Avucumda gökyüzü, yüreğimde okyanuslar
Aşkımın tek şahidi parlayan yakamozlar...
                                     Metro-Avucumda Gökyüzü
October 16

The Secret

 
Efenim, bgn pek bi sinirim bozuk we eli maşalı günümdeyken gözüm dönmüş, alışweriş çılgınlığım ultimate sewiyede tawan yapmışken ilk defa (annemin deyimiyle) kumaş parçalarına da para yatırmayarak sahafları, kitapewlerini dolaştm we iice bi hezeyan içerisinde The Secret (SIR) adlı kitabı alıwerdm... açıkçası Kabala bileklikleriymiş, Scientology bilmemnesiymiş, The Secret'mış, büyük sırmış, bn annamam böle şeyler... annasam da annamamayı tercih ederim. inançların pazarlanması hiç hoşuma gitmiyor sonuçta. pazarlama, para kazanma uğruna insanların umutlarıyla we inançlarıyla oynanmasını kabul edemiyorum. Fakat bakıyorm da aklı başında sandğmz kimseler de bu yoldan gitmekteler... Bazen kndi inançlarımdan şüpheye düşüyorum, Allah düşürmesin efenim... Yani hani çewrendekiler yannnış olunca acaba bnde mi yannışlık war hesabı... Oysa ki biliyorum ki bunnarın hepsi palawra... inatla almıyodum, kndi çapımda protesto ediyodum ama işte bi hezeyandı, aldm gtti... üstelik indirimli aldım! :))) ne ise artk okuyup neymiş görücem, şmdi fzla da ön yargılı dawranmak istemiorm kitaba karşı, aldım bari okuma isteğimi öldürmeyeyim:))) Okuduktan sona düşüncelerimi tkrar yazarım artk... Bakalm büyük sır neymiş? Yoksa ortada sır falan yok mu öğrenelim! :)))
September 30

Durum karikatürü

Image Hosted by ImageShack.us

Yalan Dünya Hikayeleri - Korku, Erdil Yaşaroğlu

Penguen Karikatür Dergisi, 27.09.2007 tarihli, 262 no'lu sayısından

 

September 27

RestLess

 
Sometimes I juss wanna cry but I know it won't help me... I have to face all of these things, Alone. I should be brave.
 
 
Photo 1 of 1

Weather

Loading...

Horoscopes

Loading...

My Latest BLogs

Loading...Loading...